/  Sürdürülebilir Kalkınma   /  Kalkınma Kavramı Üzerine Düşünceler

Kalkınma Kavramı Üzerine Düşünceler

Dr. Mehmet YAVUZ
Genel Sekreter
genelsekreter@izka.org.tr

         

            Kalkınma kavramı, dünya ekonomi-politiğinin kadim kavramlarına kıyasla oldukça genç bir kavram. Kavramın gündeme gelmesi ve politika (policy) uygulaması haline gelmesini II. Dünya Savaşı sonrasına tarihlemek mümkün.

            II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte eski sömürge ülkeleri bağımsızlıklarını kazanmıştır. Bu ülkelerin bağımsız birer devlet olmasıyla birlikte “azgelişmişlik”, bu devletlerin çözmesi gereken temel sorun olarak kendini dayatmıştır. Diğer bir ifadeyle, bu ülkelerin elde ettiği siyasi bağımsızlık, içinde bulundukları ekonomik ve sosyal geri kalmışlığı dünya ekonomi-politiği açısından görünür kılmıştır.

            Kalkınma kavramı ve bu kavramın içerdiği politika (policy) uygulamaları, azgelişmişlik sorununa cevap olarak ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Bankası (DB), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) gibi uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan çalışmaların yanı sıra iktisat disiplininin alt disiplini olarak gelişen kalkınma iktisadı kapsamında akademisyenler tarafından yürütülen çalışmalar eliyle yarım asrı aşan bir süredir kalkınma kavramı etrafında ciddi bir külliyat oluşmuştur. Bu yazının konusu da kalkınma külliyatına ilişkin kuşbakışı bir girizgâh yapmaktır.

            Kalkınma külliyatı bir bütün olarak incelediğinde, kavramın ortaya çıkışından günümüze kadar geçen süre zarfında geçirdiği değişimi, “özne”, “içerik”, “yöntem” ve “ölçüm” olmak üzere dört ana başlık altında değerlendirmek mümkündür.

            Kalkınma kavramını anlamak açısından iktisadi büyüme kavramı ile karşılaştırılması oldukça aydınlatıcıdır. İktisadi büyüme, “bir iktisadi sistemin kendi içsel güçlerinin dinamiği ile iktisadi yapıda nicelik ve nitelik itibarıyla yığımlı değişme ve gelişme yaratabilmesi (Kazgan, 1993:248)” olarak tanımlanmaktadır. Bir ekonominin dışarıdan müdahale olmaksızın gelişme gösterebileceğine işaret eden iktisadi büyümeden farklı olarak kalkınma kavramı, geri kalmış ülkelerde gelişme için dışarıdan ve bilinçli müdahaleye ihtiyaç olduğu kabulüne dayanmıştır. Bunun açıklaması ise, Ragnar Nurkse tarafından “yoksulluk kısır döngüsü” ile yapılmıştır.

Nurkse’ye göre, az gelişmiş ülkelerde düşük gelir düzeyi düşük tasarruf oranına, düşük tasarruf oranı düşük yatırıma, düşük yatırım da düşük verimliliğe yol açmaktadır. Diğer yandan, düşük gelir düşük tüketimi, bu durum sınırlı bir mal ve hizmet piyasasını bu ise daha az yatırım yapılmasını beraberinde getirmektedir (Bass, 2009:186-187). Düşük gelire bağlı olarak ortaya çıkan bu kısır döngünün kırılabilmesi, sermaye birikiminin oluşmasını sağlayacak yatırımların artmasına bağlıdır. Az gelişmiş ülke ekonomilerinin kendi içsel dinamikleri ile aşamayacağı bu sorunun çözümü için “özne” olarak “devletin”, “planlama” yöntemi aracılığıyla kalkınma sürecinin ana aktörü olarak devreye girmesi gerekmektedir.

Kalkınma iktisadı yazınında kalkınma plancılığı olarak adlandırılan ve ülkemizde de 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kuruluşuyla hayat bulan yaklaşım, devlet öncülüğünde planlama yöntemiyle kalkınma şeklinde tanımlanabilir. Buna göre; sürecin öznesi, devlet; yöntemi, planlama, içeriği gelir düzeyinin yükseltilmesi ve buna bağlı olarak da ölçü birimi Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’daki (GSYİH) artıştır.

            1940’ların sonundan 1980’li yıllara kadar birçok ülkede uygulama alanı bulan kalkınma plancılığı, 1960’ların ikinci yarısından itibaren gerek elde edilen sonuçlar gerekse de dünya ekonomi-politiğinde yaşanan değişimlere bağlı olarak sorgulanmaya başlamıştır. Ülkemiz tecrübesinden de görülebileceği üzere, planlı yılların ilk döneminde GSYİH’da önemli artışlar elde edilmiş ancak bu artışın temel motivasyonu olan sanayileşmenin beraberinde getirdiği kırdan kente yoğun göç ve buna bağlı olarak kentsel altyapıdaki yetersizlikler, eğitim, sağlık gibi hizmetlerin kent nüfusundaki artış karşısında yetersiz kalması ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler gibi yeni sorun alanları ortaya çıkmıştır.  Diğer yandan, Bretton Woods sistemin çökmesine bağlı olarak ithal ikamesine dayalı sanayileşme modelinin ekonomi-politik zeminini kaybetmesi de kalkınma plancılığını olumsuz yönde etkilemiştir. Tüm bu gelişmelerin sonucu niteliğinde 1980’li yıllarla birlikte yeni bir kalkınma paradigması ortaya çıkmıştır.

            Yeni paradigmanın kalkınmanın öznesi ve yöntemi açısından yansıması, John Williamson tarafından Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) politika uygulamalarından hareketle geliştirilen “Washington Konsensüsü” kavramında somutlaşmıştır (Yavuz, 2017:23-24). Buna göre, kalkınma sürecinde özne olarak piyasa devletin yerini alırken, yöntem olarak serbestleşme, deregülasyon ve özelleştirme de planlamanın yerini almıştır.

            Paradigma değişikliğinin içerik ve ölçüm açısından yansıması ise, Amartya Sen’in öncü çalışmalarından takip edilebilir. Kalkınmayı, salt iktisadi içeriğe sahip bir kavram olarak ele alan ilk dönem kalkınma plancılığı yaklaşımından farklı olarak Sen, “insan odaklı kalkınma” yaklaşımını ortaya atmıştır (Yavuz, 2017:26). Buna göre, ilk dönem kalkınma plancılığı uygulamalarının yol açtığı sorunları çözmek adına, eğitim ve sağlık hizmetlerinin nicelik ve nitelik olarak artırılması, gelir dağılımındaki adaletsizliklerin azaltılarak yoksulluğun azaltılması gibi konular öncelik kazanmış ve buna bağlı olarak sağlıklı ve insanca bir yaşam kalkınmışlığın ölçüsü olarak kabul edilmiştir (Yavuz, 2017:26). Ölçümdeki değişimin en somut yansıması ise, BM tarafından 1990 yılından itibaren her yıl düzenli olarak yayımlanan İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde (Human Development Index-HDI) karşılığını bulmuştur. Bu endeks hesabında GSYİH’nın yanı sıra eğitim ve sağlık hizmetlerindeki iyileşmeler de dikkate alınmaktadır.

            Günümüze kadar uzanan süreçte, özellikle 1992 Rio Konferansı ile birlikte çevresel sorunlar başta iklim değişikliği olmak üzere kalkınma kavramının içeriğinin bir boyutu haline gelmeye başlamıştır. Sürdürülebilir Kalkınma olarak kendini inşa eden bu değişim, doğal kaynakların kullanımında gelecek nesillerin de dikkate alınmasını, doğrusal bir ekonomiden döngüsel bir ekonomiye geçişi işaret etmektedir. Buna bağlı olarak da İnsani Gelişmişlik Endeksinin yanı sıra süreç içerisinde Milenyum Kalkınma Hedefleri, Sürdürülebilir Kalkınma 2030 Hedefleri gibi tüm ülkeler için ortak kalkınma hedefleri belirlenirken, başta Avrupa Birliği (AB) ve OECD olmak üzere uluslararası kuruluşlar, enerji verimliliği, sera gazı salınımı, atık yönetimi gibi birçok alanda geliştirdikleri göstergeler ile kalkınmışlığın ölçümüne farklı boyutlar kazandırmaya devam etmektedir.

Buraya kadar yapılmaya çalışılan kuşbakışı girizgâh aşağıdaki tabloda özetlenmiştir;

Tablo-1: Kalkınma Paradigmasında Yaşanan Değişim

Kalkınma Paradigması Kalkınma Plancılığı Dönemi İnsan Odaklı Kalkınma Dönemi
Özne Devlet Piyasa
İçerik Salt İktisadi Unsurlar İktisadi, Sosyal, Kültürel ve Çevresel Unsurlar
Yöntem Planlama Serbestleşme, Deregülasyon ve Özelleştirme
Ölçü Birimi GSYİH Artışı GSYİH Artışı, İnsani Gelişmişlik Endeksi, 2030 Hedefleri, Enerji Verimliliği, Sera Gazı Salınımı vb.

            1980’lerle birlikte başlayan ve günümüzde de büyük ölçüde geçerliğini koruyan yeni kalkınma paradigmasının istisnaları da mevcuttur. Diğer bir deyişle, kalkınma sürecini farklı yöntemlerle yönetmiş ve büyük ölçüde başarı elde etmiş ülkeler olmuştur. Bunların başında ise, Çin ve Hindistan gelmektedir. Her iki ülkede de devlet kalkınma sürecindeki özne rolünü korumuş, planlamayı farklı ölçek ve içeriklerle devam ettirmiştir. Başta Güney Kore olmak üzere Uzak Doğu Asya ülkelerinin de hâkim paradigmadan ayrışan yönleri vardır (Sönmez, 2001). Ancak, bu ayrışma Çin ve Hindistan örneklerindeki kopuştan ayrı olarak paradigmanın bölgesel koşullara göre farklılaşması şeklinde kendini göstermiştir. Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde kalkınma kavramının çevresel boyutunun giderek önem kazanacağını ve tüm politika uygulamalarında baskın hale geleceğini öngörmek mümkündür.

Kaynakça

  • Bass, Hans, “Ragnar Nurkse’s Development Theory: Influences and Perceptions”, Ragnar Nurkse (1907-2007): Classical Development Economics and Its Relevance Today içinde, Anthem Press, 2009, s. 183-202.
  • Kazgan, Gülten, İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993.
  • Sönmez, Atilla, Doğu Asya Mucizesi ve Bunalımı: Türkiye için Dersler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2001.
  • Yavuz, Mehmet, Kamu Yatırımlarının Yönetimi: Müstakil Projelerden Toplulaştırılmış Projelere Geçiş, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara, 2017.
Yorum Yaz