Türkiye’nin hidrojen üretimi bakımından şanslı olduğu durum, Karadeniz’in kıyı şeridi boyunca tabanında kimyasal biçimde depolanmış hidrojen bulunmasıdır. Karadeniz’de % 90’ı oksijensiz olan su içerisinde hidrojen-sülfit (H2S) bulunmaktadır. Elektroliz ve oksidasyon reaktörü gibi reaktörlerin kullanılmasıyla, H2S’den hidrojenin elde edilmesi mümkündür.

Dünya nüfusunun tüm kesimlerini, ekonominin tüm sektörlerini ve dünyanın tüm bölgelerini etkileyen Covid-19 salgını, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını ve bu kapsamda 9. Amaç olan “Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı” hedefi de olumsuz anlamda etkilemiş durumdadır. Süreç bize toparlanma yolunda yenilikçi yöntemlerin önemini

Günümüzde sürdürülebilir kalkınma konusundaki farkındalık giderek artmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma sürecinde özel sektör kuruluşlarına önemli görevler düşmekte ve toplumsal beklentiler de değişmektedir. Ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirliği merkeze alan işletmeler bulundukları sektörde giderek ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle işletmeler, kısa vadeli

Malzeme teknolojilerindeki gelişmeler, toplumların üretim ve tüketim alışkanlıklarını da şekillendirmektedir. Günümüzde ileri malzemelerin kullanımıyla elektrikli araçlar, robotik uygulamalar, sensörler, giyilebilir teknolojiler, temiz enerji, insansız hava araçları ve uzay teknolojilerinde yaşanan sıçramalar toplumları da dönüştürmektedir.

Hayvancılığın ülkemizde oldukça yaygın olması sayesinde hammadde kaynağına düzenli ve sistemli bir şekilde erişilebilmesi, biyogaz üretiminde hayvansal atık kullanımını ön plana çıkarmaktadır. Bununla beraber biyogaz üretimi ile hayvansal atıkların yarattığı çevresel etkilerin bertaraf edilebilmesi ve üretim prosesi tamamlandığında tarımda doğrudan

Temiz üretim uygulamalarının elde ettiği başarıda temiz üretime geçişin desteklenmesi, gerekli uzmanlık ve kapasitenin oluşturulması amacıyla hayata geçirilen temiz üretim merkezlerinin önemli bir rolü bulunuyor. Son yirmi yıllık süreçte temiz üretim merkezleri, işletmeler düzeyinde uygulamalar yapan yapılardan sürdürülebilir üretimin yaygınlaştırılmasında

2000’li yılların ortasından itibaren birçok ülke, biyoteknolojiyi ekonomik büyüme ve küresel rekabet gücü kazanmada fırsat olarak görmeye başlamıştır. Biyoteknolojinin bir alt dalı olan mavi biyoteknoloji gıda, eczacılık, tıp ve ilaç sektörü gibi stratejik alanlar başta olmak üzere yaşamın birçok alanına

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Birleşmiş Milletler öncülüğünde gerçekleşen geniş katılımlı süreçler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu amaçlara ulaşmanın ulusal düzeyde bir sorumluluk olduğu açık olmakla birlikte sadece uluslararası antlaşmalarla veya merkezi yönetim düzeyinde alınan kararlar ve uygulanan politikalarla amaçlara ulaşılabilmesi mümkün değildir.