Doğal kaynakların hızla tükenmeye başladığı dünyamızda, bölgesel kalkınmanın gelecek nesilleri de içerecek şekilde değerlendirilmesi bir gereklilik haline geldi. Bunun için yerel kaynakların tüketimi değil, etkin kullanımı öne çıkıyor. Bu nedenle bölgesel kalkınma stratejileri artık sürdürülebilirlik çerçevesinde ele alınarak uzun vadeli

Türkiye, 2007 yılında yürürlüğe giren Enerji Verimliliği Kanunu ile yeni bir dönüşüm süreci başlatmıştır. Enerji Verimliliği Kanunu kapsamında; enerjinin etkin kullanılması, enerji israfının önlenmesi, enerji maliyetlerinin ekonomi üzerindeki yükünün hafifletilmesi ve çevrenin korunması için enerji kaynakları ile enerjinin kullanımında verimliliğin

Yenilik ve yaratıcılığın, bilgi ve teknolojinin, esneklik ve uyumlanabilirliğin öne çıktığı, küreselleşmenin istikametinin belirsizleştiği, kaynakların tükenmesine ve ekosistemin uyumlu işlerliğine ilişkin risklerin yükseldiği, iklim değişikliğinin etkilerinin belirginleştiği, uluslararası siyasi istikrarsızlık ve bölgesel krizlerin yaygınlaştığı bir dönemde, kentlerin geleceği tartışmaya açılmıştır.

Dünyada endüstrilerin ve girişimlerin merkezine sürdürülebilirliğin oturduğu bir dönemde, rekabet gücünü artırabilmek için yalnızca kümelenme yetmiyor. Coğrafi yakınlığın sağladığı doğal avantajı, işbirliğine, yenilikçiliğe, kar getirmenin yanı sıra sosyal ve çevresel faydaların da sağlanmasına dönüştürmek gerekiyor. Flanders Liman Kümesi gibi bir

Yenilenebilir enerji temininin 2/3’ünden fazlasını karşılayan biyoenerji, kırsal ve kentsel alanların sürdürülebilirliğinin sağlanmasına katkısı, çok geniş alanlarda kullanım imkanı bulması ve sosyo-ekonomik gelişmeye destek olması nedenleriyle özel önem verilmesi gereken bir enerji kaynağı olarak görülmektedir.