/  Sürdürülebilir Kalkınma   /  Dirençli Kentler: Politikalar, Riskler ve Stratejiler

Dirençli Kentler: Politikalar, Riskler ve Stratejiler

Korhan MANGIR
Uzman
Mavi Büyüme Politikaları Birimi
korhan.mangir@izka.org.tr

Dünyada Dirençli Kent

Günümüz kentleri; iklim değişikliği, doğal afetler, sosyo-ekonomik eşitsizlikler, salgınlar ve hızlı kentleşme sonucu altyapısal kırılganlıklar gibi çok boyutlu tehditlerle karşı karşıyadır. “Dirençlilik” (resilience), genel anlamıyla bir sistemin dışsal şoklara karşı dayanma, uyum sağlama ve yeniden toparlanma kapasitesini ifade eder. “Dirençli kent” (resilient city) kavramı tehditler karşısında kentlerin sürdürülebilirliğini sağlamanın ve kent yaşamının sürekliliğini güvence altına almanın karşılığıdır. Dirençli kent kavramı, kentlerin bu tehditler karşısında sadece ayakta kalabilme değil, aynı zamanda kriz öncesi hazırlıklı olma, kriz anında etkili yanıt verebilme ve kriz sonrası toparlanarak gelişme kapasitesine sahip olmasını ifade etmektedir.[1]

Kavram, özellikle 21. yüzyılın başlarından itibaren küresel ölçekte artan iklim değişikliğinin etkileri (kuraklık, sıcak hava dalgaları, deniz seviyesinin yükselmesi), deprem, sel, kasırga gibi doğal afetler, ekonomik krizler, salgınlar ve sosyal eşitsizlikler gibi tehditlere karşı kentlerin ayakta kalabilme, uyum sağlama ve yeniden toparlanma kapasitesini ifade eder.

Dirençli kent kavramının arka planı, hem çevresel değişimlere hem de toplumsal, ekonomik ve teknolojik kırılganlıklara karşı kentlerin dayanıklılığını artırma fikrine dayanır ve sadece fiziksel altyapının güçlendirilmesiyle değil; sosyal, ekonomik, çevresel ve kurumsal boyutlarıyla da bütüncül bir yaklaşımı gerektirir. Bu kavram, çok disiplinli bir yaklaşımla şekillenmiş olup ekolojik düşünce, sistem kuramı, sosyal adalet ve alternatif şehircilik yaklaşımlarının bir bileşkesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dirençli kent düşüncesi, temelde sürdürülebilir kalkınma ilkelerine dayanmaktadır. 1970’li yıllarda yükselen çevre hareketleri, kentlerin doğal sistemlerle daha uyumlu planlanması gereğini gündeme getirmiştir. 1987 tarihli Brundtland Raporu sürdürülebilir kalkınmayı, “gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini tehlikeye atmadan bugünün ihtiyaçlarını karşılamak” olarak tanımlamıştır.[2] Bu anlayış, çevreye duyarlı ve uzun vadeli dayanıklılığı esas alan dirençli kent politikalarının temelini oluşturmuştur. Dirençli kentlerin oluşumunda ekolojik düşünce, yalnızca çevresel riskleri azaltmaya yönelik bir araç değil, aynı zamanda yaşanabilir, sağlıklı ve doğa ile uyumlu kentlerin temel taşı olarak görülmektedir.

Örneğin Kopenhag (Danimarka), iklim değişikliğine karşı düşük karbonlu ulaşım sistemleri ve su yönetimi altyapısıyla bu anlayışı somutlaştıran kentlerden biridir. 2011’de yaşanan aşırı yağışlar sonrasında “Cloudburst Master Plan” adıyla kapsamlı bir dirençlilik stratejisi geliştirmiştir. Yeşil altyapı, suyun kontrollü yönetimi ve halkın katılımı bu planın temel bileşenlerindendir. Kent yönetimi, karbon salımını 2025’e kadar sıfırlamayı hedeflemiş; bisiklet ulaşımı, yeşil çatılar, sürdürülebilir su yönetimi ve yenilenebilir enerji altyapılarıyla örnek bir dirençli kent profili çizmiştir.[3] Benzer şekilde Freiburg (Almanya), ekolojik kentleşme konusunda öncü politikalarıyla tanınmaktadır; kent, enerji verimli binaları, güneş enerjisi kooperatifleri ve doğa dostu ulaşım politikalarıyla dikkat çeker.

Resim 1: Kopenhag için cadde tasarım önerisi

İklim değişikliği, 21. yüzyılın en büyük küresel krizlerinden biri olarak kentlerin karşı karşıya kaldığı afet risklerini hem sayısal hem de niteliksel olarak artırmaktadır. Artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri, deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olaylarının sıklığındaki artış, kentsel alanları çok yönlü bir şekilde etkilemektedir. Bu etkiler yalnızca fiziksel hasarlar yaratmakla kalmamakta; aynı zamanda gıda güvenliği, su kaynaklarının sürdürülebilirliği, enerji altyapısı ve halk sağlığı gibi temel sistemleri de tehdit etmektedir.[4]

2050 yılına kadar, 970’den fazla kentte yaşayan 1,6 milyar insanın düzenli olarak aşırı yüksek sıcaklıklara maruz kalacağı; 570 kentte yaşayan 800 milyondan fazla insanın deniz seviyesinin yükselmesine ve kıyı taşkınlarına karşı savunmasız olacağı belirtilmektedir.[5] İklim değişikliğinin yarattığı fiziksel tehditler, kentlerin mekânsal ve toplumsal yapısını doğrudan etkilemektedir. Yükselen deniz seviyeleri, artan sıcak hava dalgaları, seller ve kuraklık gibi olaylar, kentlerde yaşam kalitesini düşürmekte ve kırılgan gruplar üzerinde ciddi etkiler yaratmaktadır. Bu durum, dirençli kent stratejileri çerçevesinde, kent planlamasında iklim değişikliğine uyum ve afet risk azaltımının temel iki yaklaşım olarak ön plana çıkmasına neden olmuştur. Bu kapsamda kent yönetimleri doğal afetlere karşı doğa bazlı çözümler (geçirgen yüzeyler, yeşil altyapı, yağmur bahçeleri) geliştirmekte, erken uyarı sistemleri ve kriz yönetimi planlarını güçlendirmekte, kırılgan grupların (yaşlılar, göçmenler, düşük gelir grupları) afetlere karşı hazırlıklı olmasını sağlayacak topluluk temelli programlar uygulamakta, altyapı yatırımlarını risk bazlı analizlerle yönlendirmektedir.

Bu alanda örnek olarak Tokyo (Japonya) ve Rotterdam (Hollanda) öne çıkmaktadır. Tokyo, deprem ve sel gibi afetlere karşı çok katmanlı erken uyarı sistemleri ve dayanıklı altyapı yatırımları ile dikkat çekerken; Rotterdam, deniz seviyesindeki artışa karşı geliştirdiği yenilikçi altyapı çözümleri olan su meydanları, taşkın bariyerleri ve entegre su yönetimi planlarıyla iklim uyum stratejilerini başarılı şekilde hayata geçirmiştir. Rotterdam, “Climate Proof” stratejisiyle, suyla yaşama fikrini benimseyerek yüzey suyu yönetimini entegre sistemlerle çözmüş, yeşil çatı ve mavi altyapı çözümlerine yatırım yapmıştır.[6]

İklim kaynaklı afetler özellikle altyapısı zayıf, plansız büyüyen ve yoksul kesimlerde daha yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle dirençli kent planlaması, iklim değişikliğini yalnızca çevresel bir mesele değil, aynı zamanda sosyal bir adalet sorunu olarak ele almaktadır.  Dolayısıyla iklim değişikliği ile mücadele eden dirençli kentler, yalnızca afetlere karşı daha güçlü olmakla kalmaz; aynı zamanda sosyal eşitsizlikleri azaltma, kamusal farkındalığı artırma ve uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşma yolunda da kritik bir rol üstlenir.

Resim 2: Roterdam (Hollanda) “Climate Proof”

Bugün “kentsel dirençlilik”, sadece afetlere karşı değil; sosyal, ekonomik ve çevresel boyutlarıyla birlikte bütüncül bir yaklaşım olarak ele alınmaktadır. Dirençli kentlerin yalnızca fiziksel altyapı ile değil, aynı zamanda sosyal dayanıklılık kapasitesi ile de inşa edileceği anlaşılmıştır. Afet ve kriz durumlarında en fazla zarar gören kesimler genellikle yoksullar, yaşlılar, göçmenler ve diğer savunmasız gruplardır. Bu nedenle, dirençli kent stratejilerinde katılımcı yönetişim, toplum temelli hazırlık, bilgi paylaşımı ve eşitsizliklerin giderilmesi gibi ilkeler ön plana çıkmaktadır. Kigali (Ruanda) ve Medellín (Kolombiya) gibi kentler, toplumsal katılımı merkeze alan politikalarla hem sosyal bütünleşmeyi hem de krizlere karşı hazırlıklı olmayı hedeflemiştir. Geçmişte yüksek suç oranlarıyla bilinen Medellín, toplumsal katılımı ve sosyal kapsayıcılığı temel alan kentsel dönüşüm politikalarını uygulamıştır. Teleferik sistemleri, kamu kütüphaneleri ve eğitim merkezleriyle sosyal sermaye güçlendirilmiş ve kentsel dirençlilik artırılmıştır.[7]

Ulusal Politika Belgelerinde Dirençli Kent

Türkiye’de dirençli kent çalışmaları özellikle 1999 Marmara Depremi sonrasında daha çok deprem riski üzerine odaklanmıştır. 2010’lardan itibaren iklim değişikliği gündeminin artmasıyla birlikte, göç ve sosyal uyum gibi yeni boyutlar da gündeme girmiştir. Dirençli kent kavramı ulusal kalkınma planından yereldeki strateji belgelerine kadar pek çok politika dokümanında yer almaktadır.

Kalkınma planlarının amacı ekonomik ve sosyal olarak gelişmek ve ilerlemek, kentleşme de kentlerin aynı şekilde gelişmesini sağlamak ve buna yönelik politikalar üretmek olarak değerlendirildiğinde kentleşme politikaları ile kalkınma planları arasındaki ilişkiyi kurmak mümkündür. Hem kalkınma planlarının hem de kentleşme politikalarının temel amacı ülkenin gelişimine yardımcı olmaktır. Kalkınmayı hedefleyen ülkeler için önemli olan kentleşme politikası; nüfus, eğitim, sanayi, ulaştırma politikaları ile sıkı ilişki içinde olup yaşayanlar için sağlıklı kentler kurulmasını hedeflemektedir.

On İkinci Kalkınma Planında (2024–2028),  dirençli kentler konusu, planın beş ana ekseninden birisi olan “Afetlere Dirençli Yaşam Alanları, Sürdürülebilir Çevre”başlığı altında hem stratejik eksen olarak hem de uygulama maddeleriyle teknik açıdan detaylı şekilde ele alınmıştır. Plan, iklim değişikliği ve afet risklerinin kentleşme üzerindeki etkilerini kabul ederek, iklim ve afetlere karşı dirençli, sürdürülebilir, akıllı, güvenli ve yaşam kalitesi yüksek kentler oluşturmayı temel amaçlardan biri olarak belirlemektedir. Bu eksen altında yerleşim yerlerinin ve toplumun afetlere karşı dirençliliğinin artırılması, çevrenin korunması, kentlerde ve kırsal alanlarda yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ile bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılmasına yönelik politikalara yer verilmektedir. Bununla da afetlere dirençli yaşam alanları ve medeniyet temelli akıllı, sürdürülebilir kentler oluşturulması hedeflenmektedir.

On İkinci Kalkınma Planı, dirençli kentleri; afetlere hazırlıklı, iklim değişikliğine uyumlu, sürdürülebilir, kapsayıcı, teknolojik ve kültürel bütünlüğü gözeten bir anlayışla ele almaktadır. Bu bütüncül yaklaşım, sadece yapılaşma değil; aynı zamanda sosyal, çevresel ve yönetsel boyutları da kapsayan entegre bir dönüşüm perspektifi sunmaktadır.

Bölgesel Gelişme Ulusal Stratejisi’nin (BGUS) (2024-2028) vizyonu, “Dirençli bölgeleriyle topyekûn kalkınmış bir Türkiye” olarak tanımlanmıştır. Bu vizyon, sadece afet sonrası iyileşme değil; önleyici, hazırlayıcı ve uyumlaştırıcı stratejilerle kentsel dirençliliğin bütüncül şekilde ele alınacağını göstermektedir. Kentlerin iklim değişikliğine uyum kapasitesinin ve afetlere dirençliliğinin artırılması ve etkilenebilirliklerinin azaltılması için yağmur suyu hasadı, doğa temelli çözümler, taşkın yönetim planları gibi tedbirleri içeren iklim eylem planlarının güncellenmesi ve yerel yönetimlerin iklim değişikliğine uyum kapasitelerinin artırılması hedeflenmektedir.

BGUS (2024-2028), kentsel dirençlilik stratejilerini yalnızca teknik altyapı ya da afet sonrası müdahale ile sınırlamayıp, yeşil büyüme, iklim uyumu, mekânsal planlama, katılımcılık ve kurumsal kapasite unsurlarıyla entegre bir sistem kurmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin bölgesel kalkınmasını sürdürülebilir ve krizlere karşı dayanıklı hale getirme yönünde stratejik bir dönüşümü temsil etmektedir.

Onikinci Kalkınma Planı ile BGUS’da yer alan politika ve hedefleri destekleyen İzmir Bölge Planında (2024-2028) yer alan “Yeşil Dönüşüme ve Mavi Büyümeye Öncülük Eden, Dirençli ve Canlı Bir Liman Şehri” vizyonu, planın tüm eksenlerine katmanlanan bir dirençlilik anlayışı sunmaktadır. Bu vizyon, hem çevresel (yeşil/mavi) hem de toplumsal/kurumsal düzeyde dayanıklılığa vurgu yapmaktadır.

İzmir Bölge Planı, dirençlilik kavramını hem stratejik vizyon düzeyinde hem de somut politika eksenlerinde kullanılan bütüncül bir çerçeveyle ele almaktadır. Dirençlilik konusunda iklim değişikliğinin etkileri de dâhil olmak üzere İzmir kent bölgesinde afet risk yönetiminin geliştirilmesi ve sakınım planlarının hazırlanması başlığı altında konunun önemi vurgulanarak öneriler geliştirilmiştir. Çevresel dönüşümler, ekonomik çeşitlilik, fiziksel mekânsal düzenlemeler ve afet yönetimi adımlarıyla İzmir’in hem iç hem dış şoklara karşı dayanıklılığının artırılması hedeflenmektedir.

Planın “Dirençli ve canlı bir liman şehri” vizyonu, afet yönetimini sadece acil müdahale değil, önleyici ve yapısal güçlendirme stratejisiyle ele almaktadır. İzmir Bölge Planı afetlere karşı dirençli bir kent inşa etmeyi hedefleyen kapsamlı bir strateji sunmaktadır. Plan, yalnızca fiziksel altyapıyı değil; kurumsal yapıyı, toplum bilincini ve lojistik hazırlığı da kapsayarak çok boyutlu bir afet direnci inşa etmeye çalışmaktadır. Başarılı olabilmesi, güçlü uygulama iradesi, yeterli finansman ve halkın aktif katılımına bağlı olacaktır.

Ulusal Uygulama Belgelerinde Dirençli Kent

Yaşanan deprem felaketlerinin de etkisiyle afetlerin verebileceği zararların en aza indirilmesi için ulusal düzeyde, afet öncesi yapılması gereken risk azaltma çalışmalarına daha çok önem verilmeye başlanmış, afetler konusunda duyarlı olunması, toplumda afet kültürü oluşturulması amacıyla çalışmalar hız kazanmıştır.

Ülkemizde afet yönetimi; risk azaltma, müdahale ve iyileştirme süreçleri olarak ele alınır ve bütünsel bir anlayış ile yönetim sağlanır. İyileştirme süreci de müdahalenin ardından gelen normal hayata dönüşü ve uzun vadeli yeniden yapılanmayı kapsayan, sonraki afetlere ilişkin risklerin azaltıldığı süreç olarak kabul edilir.

Şekil 1: Türkiye afet ve acil durum yönetim sistemi plan türleri

Bu doğrultuda öncü çalışma olarak Türkiye Afet Risk Azaltma Planı (TARAP) İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından hazırlanmıştır. Planın amacı afetlerin neden olabileceği fiziksel, sosyal, ekonomik, çevresel, psikolojik zarar ve kayıpları önlemek veya etkilerini en aza indirmek, dayanıklı, güvenli, hazırlıklı, sürdürülebilir, afete dirençli yaşam çevreleri oluşturmak ile afet öncesinde hazırlanması ve uygulanması gereken afet risk azaltma çalışmalarının temel prensiplerini belirlemektir.

Yine AFAD tarafından hazırlanan Türkiye Afet Müdahale Planı’nın (TAMP) amacı ise afet ve acil durumlara ilişkin müdahale çalışmalarında görev alacak afet grupları ve koordinasyon birimlerine ait rolleri ve sorumlulukları tanımlamak, afet öncesi, sırası ve sonrasındaki müdahale planlamasının temel prensiplerini belirlemektir. TAMP, yalnızca afet sonrası müdahaleyi değil, aynı zamanda kentsel dirençliliğin artırılması için ulusal düzeyde yapılması gereken hazırlık, koordinasyon ve kapasite geliştirme çalışmalarını da kapsamlı biçimde ele almaktadır.

TAMP, afetlere müdahale kapasitesini artırmanın ötesinde, kentsel dirençliliğin kurumsal, toplumsal ve altyapısal olarak güçlendirilmesini hedeflemektedir. Bu hedefe ulaşmak için; ulusal düzeyde bütüncül bir planlama yaklaşımı, sürekli eğitim ve tatbikatlar, güçlü bilgi teknolojisi altyapısı ve çok paydaşlı bir yönetim sisteminin kurgulanmasının zorunlu olduğu vurgulanmaktadır.

İyileştirme sürecinin etkin yönetimini sağlamak için planlama büyük önem arz eder. Afet sonrasında yapılacak iyileştirme çalışmaları ile ilgili planlamaların afet öncesinde yapılmasını sağlamak ve afet nedeniyle ortaya çıkan hasar, kayıp ve zarar etkilerinin iyileştirilmesine yönelik yapılacak afet sonrası çalışmaların çerçevesini ortaya koymak üzere Türkiye Afet Sonrası İyileştirme Planı (TASİP) hazırlanmıştır. Ulusal seviyede hazırlanan TASİP, yaşanan bir afet sonrası hazırlanacak ve uygulanacak yerel/bölgesel iyileştirme planına çerçeve oluşturacak ve rehberlik edecek bir yaklaşımı ortaya koymaktadır.

Ulusal uygulama belgelerinin yerel karşılıkları da yine AFAD koordinasyonunda hazırlanmıştır. İzmir İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP-İzmir), TARAP esasları çerçevesinde, İzmir İlinin afet riskleri, fiziki ve coğrafi yapısı göz önünde bulundurularak olası afet kayıplarını en aza indirmek amacıyla alınması gereken önlemler ile uygulanması gereken stratejiler ve eylemleri tanımlaması amacıyla hazırlanmıştır.[8] Bu plan, toplamda 23 hedef ve 218 eylemi içermektedir. Planda yer alan eylemlerin hayata geçirilmesini takip etmek ve uygulamadaki engelleri kaldırmak İzmir Valiliğinin görevleri arasında yer akmaktadır. Planın uygulanması, İRAP-İzmir İzleme ve Değerlendirme Komisyonu’nun periyodik toplantılarıyla takip edilmektedir. İRAP-İzmir’in hazırlanmasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin işbirliği ve katılımıyla emeği geçtiğinin belirtilmesi, bu konuda merkezi hükümet ve yerel yönetim arasında stratejik düzeyde bir işbirliğinin varlığını da göstermektedir.

İzmir İl Afet Ve Acil Durum Müdürlüğü tarafından hazırlanan İzmir İl Afet Müdahale Planı’nın (TAMP-İzmir), amacı; afet ve acil durumlara ilişkin müdahale çalışmalarında görev alacak çalışma grupları ve koordinasyon birimlerine ait rolleri ve sorumlulukları tanımlamak, İzmir İli için afet öncesi, sırası ve sonrasındaki müdahale planlamasının temel prensiplerini belirlemektir.

Kaynakça

  • Aerts, J. C. J. H., et al. (2014). Climate adaptation and flood risk in coastal cities. Earthscan.
  • Brand, P., & Dávila, J. D. (2011). “Mobility innovation at the urban margins: Medellín’s Metrocables.” City, 15(6), 647-661.
  • City of Copenhagen (2012). Cloudburst Management Plan 2012.
  • Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). (2014). Climate Change 2014: Impacts, Adaptation, and Vulnerability. Part A: Global and Sectoral Aspects. Contribution of Working Group II to the Fifth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change (s. 541–551). Cambridge University Press.
  • Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). (2022). Climate Change 2022: Impacts, Adaptation and Vulnerability. Contribution of Working Group II to the Sixth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change (Chapters 1–18). Cambridge University Press. Chapter 6: Cities, Settlements and Key Infrastructure (s. 907–1040).
  • Meerow, S., Newell, J. P., & Stults, M. (2016). Defining urban resilience: A review. Landscape and Urban Planning, 147, 38–49.
  • World Commission on Environment and Development. (1987). Our Common Future (Brundtland Report). Oxford University Press.

[1] Meerow, S., Newell, J. P., & Stults, M. (2016). Defining urban resilience: A review. Landscape and Urban Planning, 147, 38–49.

[2] World Commission on Environment and Development. (1987). Our Common Future (Brundtland Report). Oxford University Press.

[3] City of Copenhagen (2012). Cloudburst Management Plan 2012.

[4] Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). (2022). Climate Change 2022: Impacts, Adaptation and Vulnerability. Contribution of Working Group II to the Sixth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change (Chapters 1–18). Cambridge University Press. Chapter 6: Cities, Settlements and Key Infrastructure (pp. 907–1040).

[5] Acclimatise. (2018). Navigating a new climate: Assessing credit risk and opportunity in a changing climate (UNEP FI Pilot Phase II Report). United Nations Environment Programme Finance Initiative.

[6] Aerts, J. C. J. H., et al. (2014). Climate adaptation and flood risk in coastal cities. Earthscan.

[7] Brand, P., & Dávila, J. D. (2011). “Mobility innovation at the urban margins: Medellín’s Metrocables.” City, 15(6), 647-661.

[8] https://izmir.afad.gov.tr/kurumlar/izmir.afad/E-KUTUPHANE/Il-Planlari/Izmir-IRAP.pdf

Yorum Yaz